MUMYA’NIN GERÇEKLERİ…

MUMYA’NIN GERÇEKLERİ…

Anibal Güleroğlu Yazdı

MUMYA’NIN GERÇEKLERİ…

Günümüz dünyasının yüzeyselliğine ve sığlığına karşın geçmişin, özellikle de Antik Çağ’ın yansımaları hayli gizemli ve ilham verici. Uygarlığın yayıldığı bölge olarak görülerek insanlığın en çok merak ettiği medeniyetlerden biri olan ve halen mumyaları üzerinde gen araştırmaları yürütülerek bilgi toplanmaya çalışılan Antik Mısır da bu bağlamda dikkat çekici konumda…

Nitekim eski dünyanın ilk siyasi birliği de olan uygarlık, firavunları, tanrıları, piramitleri, lanetleri ve kültürüyle çağlar boyu ilgi odağı olmayı sürdürmüş. Sinema dünyası da haliyle bu zengin esin kaynağına kayıtsız kalamamış. Mısır’ın antik dönemini konu edinen farklı yapımlar üretilmiş. 1944 yapımı Mumyanın Laneti (The Mummy’s Curse), 1994’teki Yıldız Geçidi (Stargate), 1999’daki Mumya (The Mummy), 2001 yapımı Mumya Geri Dönüyor (The Mummy Returns), 2016 yapımı Mısır Tanrıları (Gods of Egypt), 2014 tarihli Göç: Tanrılar ve Krallar (Exodus: Gods and Kings) ve 2017 mumya versiyonu olan ‘Mumya/The Mummy’…

Velhasıl; Batılıların sahiplenme isteğine karşın çağdışı zihniyetin yok etmeye çalıştığı Antik Mısır’ın hazineleri ve tarihi kalıntıları her şekilde ilgi çekici konumda. Dahası, buralardan türetilen öyküler üstünden yaşamsal çıkarımlar yapmak ve mesajlar algılamak da mümkün. Tabii, seyrettiklerine geniş kadrajdan bakabilmeyi bilenlere!

Bu gerçekler ışığında Alex Kurtzman’ın yönettiği, Jon Spaihts ve Christopher McQuarrie’nin senaryosunu yazdığı… Tom Cruise, Annabelle Wallis, Sofia Boutella, Russell Crowe, Jake Johnson gibi isimlerin rol aldığı ‘Mumya/The Mummy’ filminin yorumuna geçecek olursak…

ANTİK MISIR’DAN GÜNÜMÜZE HIRSLARIN BEDELİ…

Mumya efsanesine yeni bir boyut kazandırmanın ilk adımı olan ‘Mumya/The Mummy’, Universal stüdyolarının ‘canavar’ filmlerine merakının canlanmasıyla ortaya çıkan bir yapım. Korkudan ziyade Amerikanvari bir aksiyon olarak yansıyan ve ülkemizde, ABD ile aynı tarihte ( 9 Haziran 2017) vizyona sokulan filmle ilgili ilk sözüm, kesinlikle bir devam veya yeniden uyarlanma işi olmadığı yönünde! Nitekim canavarlarla tanrıları buluşturarak yeni bir sinematik evrenin temellerini atan Universal, alıştırma olarak ‘Mumya’ filminde Russell Crowe tarafından canlandırılan Dr. Henry Jekyll karakterini seçerek canavar evrenini şekillendirmeye başlamış bulunmakta. Böylece bir yandan modern dünyaya yönelik bir iş, bir yandan da klasik canavarlara saygı duruşu birlikteliğine şahit oluyoruz. Bu tespitin ardından gelelim filmin özüne…

 

‘Ölüm ancak yeni bir hayata geçiştir. Bugün yaşıyoruz, yarın tekrar yaşayacağız. Ancak farklı bir boyutta’ diyen Mısır sözleriyle İngiltere’deki Haçlı Şövalyelerinin cenaze törenine tanıklık ettirip, bu gizli labirenti günümüz İngiltere’sindeki Crossrail kazısında açığa çıkartarak açılışını yapan ‘Mumya’, Mısır’ı işgal eden 2. Haçlı Şövalyelerinin mezarlığından, ‘geçmişin sonsuza dek saklı kalamayacağı’ mesajını vermekte.

Tarihten silinmiş ve unutulmuş korkunç sırrı açığa çıkartacak olan lahitteki yazıdan Prenses Ahmanet’in yaşadığı Antik Mısır’a geçen akış, ‘Mumya’nın doğuşunu da beraberinde getiriyor. Babasının tek varisi olarak memnun mesut yaşarken Firavun’un, gözdesinden erkek çocuk sahibi olmasıyla bir kenara itilen ve gücün verilmeyip alındığını anlayarak intikam yemini eden Prenses’in yaptığı anlaşmayla karanlık güçleri açığa çıkartması… Ve bir canavar olarak yeniden doğup babasını, gözdesini, oğlunu öldürmenin ardından yakalanarak diri diri mumyalanıp Mısır’ın ötesinde ebedi karanlığa gömülmesiyle başlangıcını yapan film, günümüz Mezopotamya’sında, Musul-Irak’ta hüküm süren tarih katliamını yansıtmaya geçiyor. İsyancılar, binlerce yıllık tarihi heykelleri ateş açarak parçalarken değerli antikaların daha doğrusu hazinelerin kurtarıcılığına soyunan Amerikalı Çavuş Nick Morton ile arkadaşı Vail’i devreye sokan yapım, 5 bin yıllık antikaları yok eden asileri püskürtmek için yapılan bombardımanla HARAM’ın açığa çıkmasına neden oluyorlar.

 

Bundan sonrasında gelsin ‘Mumya’ faslı… Kendini ispat için bu sırrı son şans gören ve Prodigium denilen gizli araştırma kuruluşunu yöneten Dr. Henry için çalışan uzman Jenny Halsey ile birlikte yürütülen operasyonda açgözlülük sonucu ‘Mumya’nın açığa çıkmasına yol açan Nick aynı zamanda ‘seçilmiş kişi’ de olunca başlıyor, laneti bozup ‘Mumya’yı geldiği yere yollama ve dünyayı kurtarma macerası…

Üç kıtaya, 50 sete, 64 sıfır yerçekimli sahneye, 135 kiloluk lahite, binlerce özel ve görsel efekte, yıllar süren hayal gücüne dayanan ve Oxford’da çekim yaparak işe başlayan hırslarla örülü ‘Mumya’nın bundan sonrasını beyazperdede seyrine bırakıp gelelim içeriğin mesajlarına…

 

YENİ NESİL ‘MUMYA’NIN MESAJLARI…

Antik Mısır’dan günümüze hırsların bedelini göstermeyi hedefleyen ‘Mumya’nın baş mesajı Prenses Ahmanet! Bunca zaman sürekli ‘erkek’ karakterleri mumya yapıp onların ürkütücülüğünden faydalanmayı tercih eden kurgu dünyasının rutinini kıran Prenses Ahmanet, ‘kadın’ mumya olarak kadınların da Mısır efsanelerinde söz sahibi olabileceğini ispatlamakta. Özellikle ilk kadın firavun olma hevesinin erkek varisin doğması nedeniyle kursağında kalması ve bundan dolayı canavara dönüşmesi, kadınların erkek eliyle gasp edilen hakları almak uğruna geçirebilecekleri dönüşümü çok güzel yansıtıyor.

Filmdeki kayda değer mesajlardan ikincisi, insanların tüm kötülüklerinin ve hatalarının özünde şahsi hırslarının bulunduğuna dayanan içeriği! Prenses Ahmanet’in güzelliğinin tadını çıkartarak yaşamak varken iktidar hırsıyla canavarlaşan ve diri diri mumyalanma cezasına çarptırılması… Çavuş Nick’in, girdiği antik mezardan eli boş çıkmamak uğruna kötülüğü uyandırması… Kendi güçlerini egemen kılmak için tarihi eserleri parçalayan asilerin yarattığı savaş ortamı… Ve bilim insanlarının, bilimsel başarı adına tehlikeli deneylere-araştırmalara girişip kendi hayatlarını etkileyen süreçler başlatması… Hepsi de ‘Mumya’nın hırslara dair mesajları konumunda.

Yeni nesil ‘Mumya’nın mesajlarından biri de, şeytanın asla yok edilemeyeceği ve her tarihte bir şekilde yeniden varlık gösterebileceği yönünde. Ayrıca ‘Bazen canavarlarla başa çıkabilmek için başka bir canavardan yaratmak lazım’ şeklindeki söz de günümüz dünyasındaki, kötülüğe karşı kötülükle yürütülen mücadeleleri yorumlamak adına önemli bir saptama. İlaveten kötülükten iyilik ve dünya kurtarıcılığının doğabileceği mesajı da mevcut.

SONUÇTA; ‘Mumya’nın gerçeklerinde durum bundan ibaret. Ürkütücü mekânları ve tipleriyle korku yönünü destekleyen, yanı sıra canavarların da duygu yönü olabileceğini yansıtmayı ihmal etmeyerek korkuyla empatiyi iç içe geçirip canavarların sevilmesinin önünü açan ‘Mumya/The Mummy’, bazı sahneleri çok basite indirgenmiş olsa dahi… Çıplaklığıyla kaslarını sergilemekten geri durmayan Tom Cruise’un dublörsüz aksiyonuyla zenginleşen, İngiltere’nin tarihi yerlerinin görselliğiyle içerik çeşnisini sağlayan ve canavarlarla tanrılar dünyasındaki mücadelenin devamının daha da keyifli geleceğini finaliyle ispatlayan bir yapım olarak seyredilmeye değer nitelikte.

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

*****

About Anibal Güleroğlu

İstanbul’da başlayan yaşamım, eski İstanbul’lu ailemden edindiğim kültürle, sanata yatkın bir biçimde gelişti. Müzik ve buz pateni amatörce ilgi alanlarım oldu. Birinciliklerle geçen öğretim yıllarımın üniversite ayağı, Boğaziçi’ni kazanmakla birlikte özel nedenlerden dolayı Marmara Üniversitesi’nde devam etti. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirmemin ardından hiç sevemediğim branşımda çalışmak yerine küçüklüğümden beri süregelen tutkum, yazmaya ve eleştirmeye yöneldim. İkinci üniversite olarak onur belgesiyle bitirdiğim Radyo-TV Programcılığı’yla perçinlenen sinema-televizyon tutkumun yanı sıra ön plana çıkmadan sürdürdüğüm habercilik faaliyetini daha sonra Yeniçağ Gazetesi’ndeki Ekran Arısı ve Sinema köşelerimden ismen yürüttüm.
Yeniçağ Gazetesi’yle yollarımızı ayırdıktan sonra halen faaliyette olan sinematur.com’u kurdum. Milliyet.com.tr-TV sayfasındaki yazı yolculuğumu Ekran Arısı başlıklı köşemden sürdürürken kısa süreli olarak Hürriyet Avustralya Gazetesi’nde de köşe yazarlığı yaptım. Ardından Medyafaresi.com sitesinde de televizyon-sinema eleştirmeni olarak köşe yazarlığım başladı. Hâlihazırda Milliyet.com ve Medyafaresi.com’daki köşelerimden eleştirilerime devam etmekteyim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir