Kadının güreşteki gücü; ‘DANGAL’!

Kadının güreşteki gücü; ‘DANGAL’!

Anibal GÜLEROĞLU Yazdı

 

Kadının güreşteki gücü; ‘DANGAL’!

‘Kadın olmak çok zor bir iştir çünkü erkeklerle uğraşmak zorundadırlar’ demiş romantizmi alaycılıkla işleyen yazar Joseph Conrad… Gerçekten de dünyanın neresinde olursa olsun, kadınlar her daim erkeklerin kendilerine uyguladığı baskılarla, ayaklarına doladıkları iplerle mücadele etmek zorunda. Erkek egemen dünyada en modern ve özgür geçinen ülkelerde bile kadınlar, erkeklerin cinsiyetçi yaklaşımlarının mağduriyetini yaşamakta. İş hayatından, aile içi düzene… Siyasetten, sanata… Kadınlar, erkeklerin olanaklarına sahip olamamanın ezikliğinde. Tabii sporda da durum aynı. Ön planda olanlar, başarılarına bel bağlananlar hep erkekler. Dolayısıyla kadınların, erkek engellerine rağmen yakaladıkları başarılar bir başka değer kazanmakta. Takdiri de o oranda daha fazla hak etmekte haliyle.

Nasıl ki ülkesinde şampiyon olmasına rağmen geçim kaygısıyla güreşten vazgeçmek zorunda kalan ve uluslararası yarışmada ülkesine altın madalya kazandırma arzusunu içinde hep diri tutarak kızlarına bu gururu yaşatmayı başaran Hintli güreşçi Mahavir Singh Phogat’ın aile boyu güreş öyküsü de bu doğrultuda alkışlanmayı bekleyen bir mücadele! Nitekim bu büyük çabanın hakkı, Aamir Khan’ın başrolünde yer aldığı… Kadının güreşteki gücünü ispat için mükemmel bir örnek diyebileceğimiz ‘DANGAL’ isimli yapımla layıkıyla verilmiş. Hem de en gerçekçi, coşkulu ve renkli yansımalarla. Erkek engellemesine rağmen kadının güreş sporundaki gücünün nasıl yıldızlaştığını gelin birlikte irdeleyelim.

GEETA VE BABİTA’NIN GÜREŞ SAVAŞI…

Anten ayarı ile uğraşma tablosundaki dönemsellikten itibaren bizi, gerek yaşamsal gerekse düşünsel açıdan hiç de yabancı olmadığımız bir atmosferin içine sokan ‘DANGAL’, 1988 yılında Hindistan’ın güreşçi yetiştiren köyünde Seul Olimpiyatları’nın izlendiği kahvehaneden açılışını yapıp, güreşçilerin desteksiz kaldığı söylemiyle ana fikrini ilk andan koyuyor ortaya.

Olimpiyatlardaki karşılaşmanın heyecanlı anlatımıyla, kahvehanedeki güreş kapışmasını eş zamanlı vererek, olimpiyatta yenilen Rus güreşçiden eyalet şampiyonunu yenen ülke şampiyonuna bağ kuran film, beşikten mezara kaderi güreşmek olanların çalışma temposu ve olanak yoksunluğu görüntüleriyle başlatmakta, Geeta ve Babita’nın öyküsünün temelini.

Güreşin kimsenin umurunda olmadığını, yetkililerin ilgisizliğini ve madalyaların aç karınları doyurmayacağını yaşamsal gerçeklik içinde aktaran babanın sözünü dinleyen ülke şampiyonu Mahavir Singh Phogat’ın güreş sporculuğunu bırakıp masa başı işine geçmesini, evlenmesini ve erkek çocuk arzusunu kısa kısa geçişlerle veren akışta en vurucu mesaj, ‘Ülkesi destek vermezse, kim güreşi sürdürebilir’ sözü olmakta!

Sporcuların, uluslararası arenada başarı kazanabilmek için devlet desteğine muhtaç oldukları gerçeğini vurgulayan her sahneyi izlerken insan, simitle beslenmek zorunda kalan ve harcanıp giden nice yeteneğin varlığını düşünmeden edemiyor doğrusu. Tabii bu yeteneklerle birlikte ülkenin kaçırdığı madalya fırsatları da ister istemez akla geliyor. Dolayısıyla ‘DANGAL’ın, ilk sahneden son ana kadar, dünya çapında başarı için yırtınan(!) ama bir türlü hedefe varamayan ülkelere uyarıcı nitelikte bir biyografik anlatım olduğunu ısrarla söylemekte fayda var. Saptamamızın ardından filmin içeriğine dönecek olursak…

Erkek çocuk sahibi olma ve onu güreşçi yetiştirme ateşiyle kavrulan eski şampiyon Mahavir’in sadece güreş konusunda değil, aynı zamanda erkek çocuk meraklısı kocaların kızlara burun kıvırma yanlışlığında da mesajcı bir karakter konumunda olduğunu belirtelim. Şöyle ki; kısmette yoksa köyce verilen erkek çocuk yapma taktiklerinin hiç işe yaramayacağının kanıtı olan Mahavir, gücün ve yeteneğin sadece erkek çocuğa has olmadığını, kızların da aileden gelen becerileri layıkıyla sergileyebileceklerini göstermekte. Bunun için de gündüzleri babalık vasfını bir yana koyup Geeta ve Babita’yı güreşçi yetiştirmek için olanca acımasızlığıyla işe koyulmakta. Görünürde bu çaba Mahavir’in hayallerini kızları üstünden gerçekleştirme isteği gibi algılanmaya müsait olsa da, temelde mevcut kapasitenin boşa harcanmama arzusu var. Aksi takdirde Mahavir en baştan elinin altındaki erkek yeğenini güreşçi olarak yetiştirirdi!

Ayrıca tüm karşı çıkmalara, alaylara ve engellere rağmen iki kızının güreş cevheri oldukları konusunda ısrar eden baba Mahavir’in, küçük yaşta evlendirilen ve çocuk yapmayla-ev işleri kıskacına mecbur kılınan Hintli kızların kaderinin de dönüm noktası olduğu gerçeğini boş geçmemek lazım. Bu noktada filmin, 14 yaşındaki kızların tanımadıkları adamlarla istemeden evliliğe zorlandıkları ve tüm şaşaalı düğün törenlerine rağmen mutsuz oldukları gerçeğine çok net biçimde dikkat çektiğini belirtmek isterim. Nasıl ki, güreşçilerin yetersiz beslenmesinde olduğu gibi, burada da ülkemizdeki gerçeklerle bağ kurmak rahatlıkla mümkün.

Anlayacağınız başlangıçta, kızların kendilerine biçilen kader doğrultusunda yaşama kolaycılığından kopmak istemeyen Geeta ve Babita’nın sonradan babalarının kendilerine nasıl güzel bir yol çizdiği, erkekler tarafından yaratılan düzene tutsak olmalarını engelleyip özgürleştirdiği gerçeğini fark etmeleriyle canlanan güreşçilik ruhunu, kıran kırana karşılaşmalarla aktarıp seyircisini kendine bağlayan bir çalışma ‘DANGAL’… Ebeveynlikle antrenörlük dengesinde gelişebilecek çatışmaları baba-kız güreşiyle gayet güzel resmeden filmin öyküsünün derinliğini sinemada seyre bırakıp genel olayını özetleyecek olursak…

Nitesh Tiwari’nin yönetmenliğinde, mizahi tatla gerçekleri harmanlayıp başarılı sinema teknikleriyle yaşanmış bir öyküyü yansıtan ‘DANGAL’, aynı zamanda düşündürmeyi ve sorgulatmayı da hedeflemekte. Hal böyleyken büyüğünden küçüğüne, oyunculuklarıyla mükemmel bir iş çıkartıldığından gerçekçilik ruhuna kesinlikle ters düşmeyen ‘DANGAL’ için, Mahavir’in çabalarıyla gelişen ve babalarının içlerindeki cevheri açığa çıkartmasını engellemeyerek kendilerini güreşin zorlu çalışma temposuna bırakan… Erkeklerle güreş tutarak güçlerinin büyüklüğünü ortaya koyan Geeta ile Babita’nın ‘Kadınların kötü kaderini yıkma savaşı’ diyebiliriz rahatlıkla!

Öte yandan, ulusal zafer öyküsünü görsellik ve anlatım açısından en güzel şekilde yansıtmayı başararak sinemadaki gücünü bir kez daha ortaya koyan Aamir Khan’lı Bollywood’un kırsal Haryana bölgesinden çıkan bu başarısı bol kadın güreşi savaşında, gerçeğin ötesinde kurgusallıklara gidildiği de muhakkak. Mesela filmde 2010 İngiliz Milletler Topluluğu Oyunları’nda yarışan Geeta’nın final maçında babası Mahavir’in taktik vermesini engellemek için, milli takım antrenörü tarafından odaya kapatılmış gibi gösterilmesine karşılık gerçek hayattaki baş antrenör Sondhi’nin böyle bir eylemi olmamış.

Hindistan medyasında ‘DANGAL’ın bu yönüne tepki gösterilse dahi neticede bu bir film! Bu kadar abartıyı da filmin final heyecanını artırmak ve başarının, yönlendirmelerden ziyade insanın kendi inisiyatifinde olduğu gerçeğini saptamak adına hoş görmek lazım.

SONUÇTA; Muhafazakâr kesimin direnişine rağmen her babayiğidin altından kalkamayacağı bir işi başarıp güreşte Hint kadınının adını dünyaya duyuran ve gelecek nesillerin önünü açan Geeta ile Babita’nın toplumsal yansımalarla birlikte işlenen güreş savaşı, kaçırılmaması gereken bir yapım. Zira kişisel başarının, çalışma azmi ve engelleri aşmanın ötesinde, doğru taktikler ve komplekssiz antrenörlerle kazanılacağını en yalın dille anlatırken toplumların, kadınlarının mevcut potansiyellerinden faydalanmaları gerektiğine de dikkat çeken ‘DANGAL’, bir yandan güreş sporuyla(tüm yarışmalar için bu geçerli aslında) uğraşanlara ‘Rakipten önce kendi korkunu yenmen güreş kuralıdır’ mesajını yollarken, bir yandan da her alanda olduğu gibi kadının minderdeki gücünün küçümsenmemesi gerektiğini işaret etmekte.

Dahası Phogat ailesinin kızlarının açtığı yoldan ilerlenmesi sonucu Hintli kadınların sporda ülkelerinin gururu olmaları ve nihayetinde Hindistan’ın kadın cinayetlerinin en yoğun olduğu bölgeden çıkan kadın güreşçi Sakshi Malik’in Olimpiyat madalyasını sahiplenmesi de, biyografik spor şaheserine dönen ‘DANGAL’ın önemini katmerlemekte! Darısı, erkek bencilliğiyle baskılanan her alandaki ve ülkedeki kadınların başına diyerek koyalım noktayı.

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

*****

About Anibal Güleroğlu

İstanbul’da başlayan yaşamım, eski İstanbul’lu ailemden edindiğim kültürle, sanata yatkın bir biçimde gelişti. Müzik ve buz pateni amatörce ilgi alanlarım oldu. Birinciliklerle geçen öğretim yıllarımın üniversite ayağı, Boğaziçi’ni kazanmakla birlikte özel nedenlerden dolayı Marmara Üniversitesi’nde devam etti. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirmemin ardından hiç sevemediğim branşımda çalışmak yerine küçüklüğümden beri süregelen tutkum, yazmaya ve eleştirmeye yöneldim. İkinci üniversite olarak onur belgesiyle bitirdiğim Radyo-TV Programcılığı’yla perçinlenen sinema-televizyon tutkumun yanı sıra ön plana çıkmadan sürdürdüğüm habercilik faaliyetini daha sonra Yeniçağ Gazetesi’ndeki Ekran Arısı ve Sinema köşelerimden ismen yürüttüm.
Yeniçağ Gazetesi’yle yollarımızı ayırdıktan sonra halen faaliyette olan sinematur.com’u kurdum. Milliyet.com.tr-TV sayfasındaki yazı yolculuğumu Ekran Arısı başlıklı köşemden sürdürürken kısa süreli olarak Hürriyet Avustralya Gazetesi’nde de köşe yazarlığı yaptım. Ardından Medyafaresi.com sitesinde de televizyon-sinema eleştirmeni olarak köşe yazarlığım başladı. Hâlihazırda Milliyet.com ve Medyafaresi.com’daki köşelerimden eleştirilerime devam etmekteyim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir