Hızlı ve Öfkeli: Hobbs ve Shaw

‘Hızlı ve Öfkeli’ tutku…

Anibal GÜLEROĞLU Yazdı

Günümüz dünyasının dikkat çeken insani unsurları nelerdir diye sorgulayacak olursak, cevabımız ‘Hız merakı ve öfke tutkusu’ olur çoğunlukla. Her ne kadar ünlü yazar William Shakespeare ‘Hızlı koşan düşer, yavaş ve zekice gitmek gerekir’ diye uyarıda bulunmuş olsa da… Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Andre Gide ‘Öfke, aklın alevini söndüren büyük bir rüzgârdır’ sözüyle insanlığı saran bu duygunun tehlikesine dikkat çekse de… Hız ve öfke merakı dünyayı derinden etkilemekte. Nihayetinde varılacak son nokta belli değilmişçesine gereksiz çaba ve didişme yoğunluğuna dalan insanlık, bu süreçte ‘Hızlı ve Öfkeli’ hayat tarzıyla bütünleşmiş halde ömür tüketmekte. 

Çocukları dahi etkiler hale gelen sözüm ona modern yaşam anlayışı bu doğrultuda gelişim gösterirken, minimum yaratıcılıkla maksimum ticari getiri elde etme sektörüne dönüşen kurgularda da hız ve öfke başrolde genellikle. Seyircinin bu tarz öğelerle güçlendirilmiş aksiyonlara gösterdikleri ilginin büyüklüğü de, hız ve öfkenin yükselen değer olmasında etken kuşkusuz. Nitekim talihsiz bir araba kazası sonucu yaşama veda eden Paul Walker ve Vin Diesel ile beyazperdede yerini alıp sinemanın başarılı serilerinden birine dönüşen ‘Hızlı ve Öfkeli’ filmleri bu konuda en kayda değer örnek konumunda. 

Gerçek şu ki; Çeşitli araba aksiyonları ve akıl almaz sahnelerle seyircinin, özellikle de gençlerin hız ve öfke tutkusunu tatmin etmeye odaklanıp, 2001 yılından günümüze uzanarak buradan yolunu yürüten ‘Hızlı ve Öfkeli’ serisi topladığı hâsılatlar ve gördüğü büyük ilgi sayesinde sürekli devamını getiren işlerden olmayı başardı. Beyazperdede yerini alan  ‘Hızlı ve Öfkeli: Hobbs ve Shaw’ da bu başarının yeni ürünü!

HOBBS VE SHAW ‘AİLE’Yİ YÜCELTİYOR!

‘Hızlı ve Öfkeli’ serisi dendi mi akla ilk gelen, birbirinden müthiş arabaların kalpleri hızlandıran müzikler eşliğinde sergiledikleri baş döndüren gösteriler ve farklı kültürleri temsil eden karakterlerin oluşturduğu bir grup adamın aksiyon heyecanı olmuştur. Patlamalar, ölümcül düşmanlar, ilginç soygunlar ve dostluklarla-çatışmalarla iç içe gelişen mücadele öyküleri… Yanı sıra iğneleyici bir mizah ve aşk duyguları eşliğinde gelişen olay örgüleri. Tüm bunlar serinin aşamalarının temel elementleriydi her daim. Ancak her seferinde dozu daha da artırılan bu görkemli bütünlüğün aksiyonunu sekiz bölüm boyu sürdürmek kolay iş değildi sonuçta. Nihayetinde seyirciye farklı bir gelişim sunabilmek kaçınılmaz hal aldı. Bunun için çözüm, diğer serilerde yapıldığı üzere, karakterler düzeyinde öykü yaratmaktı.

Nasıl ki, dünya genelinde 5 milyon dolara yakın getiri sağlayan sekiz filmin ardından devam eden ‘Hızlı ve Öfkeli’ serisi için de yolun tıkandığı noktada bu çözüm devreye sokulmuş. Yeni bir başlangıç yapıp hız ve öfke tutkusundan nemalanmayı sürdürebilmek için seriden bağımsız çalışarak iki karakterle hedefi tutturmayı denemişler. Bu doğrultuda seçilen karakterler de Amerikan Savunma Bakanlığı’nın sadık adamı Hobbs ile eski bir İngiliz askeri ajanı olan ve kanunları umursamayan Shaw olmuş. Her ikisi de isabetli seçimler. Zira 2015 yapımı ‘Hızlı ve Öfkeli 7’deki ilk karşılaşmalarından itibaren kavgalar ve ağız dalaşlarıyla birbirlerini yenmeye çalışan bu ikili gerek mizahi açıdan, gerekse kötü adamı yenme aksiyon ortaklığında hayli iyi bir performans sergiliyorlar. Bu da yeni nesil ‘Hızlı ve Öfkeli’nin en büyük avantajı oluyor. 

Öte yandan senaryoya baktığımızda… Hikâyesi Chris Morgan tarafından yaratılan ‘Hızlı ve Öfkeli: Hobbs ve Shaw’da, seriden bağımsız ilk film olarak iyi bir iş çıkartmaya odaklanılırken Hobbs ve Shaw ortaklığına zemin hazırlayan kötülüğün arka planı yeterince doldurulamamış görünüyor. Buna karşılık içeriğin ana temasında ‘Ailenin gücü’ layıkıyla yüceltilmiş halde.

‘Hızlı ve Öfkeli’ serisinin birleştirici unsurlarının başında gelen aile unsuru bu filmde daha da güçlenerek karşımıza çıkarken, her iki kahramanın geçmişten gelen ailevi sorunları ve bu sorunların mevcut olayların gelişimi üstündeki etkileri detaylı biçimde yansıtılmış. Yani bir bakıma Hobbs ve Shaw’un ortaklığına ‘Aksiyonla karışık aile hesaplaşması’ da denebilir! Bu noktada içeriğe kısaca değinecek olursak…

Arabaların yarattığı mekanik aksiyonu, insani duygular ve bedensel dövüşlerle değiş tokuş ederek yeni tarzını ortaya koyan ‘Hızlı ve Öfkeli: Hobbs ve Shaw’, baskın, çalınmak istenen virüs, sonrasında L.A ve Londra’daki eş zamanlı aksiyoner sorgulama görüntüleriyle açılışını yapıp ‘Dünyanın kaderi iki ajanın elinde’ diyerek zorunlu Hobbs-Shaw ortaklığından başlatıyor hikâyesini. Ardından da ülkelerarası yol alan bir aksiyon gelişiyor ve işin ucu ‘İnsan-makine’ çekişmesine varıp birlikten güç alan gelenekçi insani yaşam felsefesinin her türlü mekaniğe galip gelebileceği noktasından konuya çözüm getiriyor. Anlayacağınız ailenin yüceltildiği aksiyon sürecinde ailesel bağların önemi ve köklerden kopmamak gerektiği alabildiğine öne çıkartılıyor.

Aileyi yücelten senaryonun yaratılış olayı ne derseniz… En basitinden bu bir şirket olayı! Daha net ifadeyle, insan ırkının kendini yok edeceğine inanan ve bu gerçekleşmeden önce insanlara evrim geçirtmek isteyen bir teknoloji şirketinin dünyaya hükmetme hevesi çerçevesinde gelişen kötülük diyebiliriz. Bu hikâyenin kötü kahramanı olarak seyirciye sunulan karakter Brixton… İdris Elba’nın performansıyla yeni bir Süpermen gibi virüsün peşinden koştururken Shaw’un MI6 ajanı kız kardeşi de baş hedef konumunda gösteriyor yüzünü. Öykünün akışına aileleri de katan senarist oğullarına hükmeden, gerekirse eline terliğini alan Samoalı anne ile hapisteki yetmişlik çetin ceviz anneyi de eğlence adına başarıyla kullanıyor.

SONUÇTA; Mükemmel insan yaratma hedefinin, insan vücudunun en güçlü kası olan zihin karşısında pek şansı olmadığını ortaya koyan… Biriyle dövüşürken hakkında her şeyi öğrenebilirsin diyen… Ve köklerden kopmamak için geçmişten kaçmak yerine sorunlarla yüzleşmenin gerekliliğini vurgulayarak ‘Aile’yi başköşeye oturtan ‘Hızlı ve Öfkeli: Hobbs ve Shaw’, aksiyon deneyimlerinin profesyonelce yansıtıldığı, mizahın dozunda ve etkili biçimde kullanıldığı, ana hikâyenin yanı sıra karakterlerin hikâyelerini de eşit oranda işleyerek bize onların insani yönünü hissettiren ve her yaşa hitap edebilecek türden bir macera. Yapımın görsel zenginliği de seyirciye sunulan bir ekstra… Özellikle final bölümü bir harika!

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

*****

About Anibal Güleroğlu

İstanbul’da başlayan yaşamım, eski İstanbul'lu ailemden edindiğim kültürle, sanata yatkın bir biçimde gelişti. Müzik ve buz pateni amatörce ilgi alanlarım oldu. Birinciliklerle geçen öğretim yıllarımın üniversite ayağı, Boğaziçi’ni kazanmakla birlikte özel nedenlerden dolayı Marmara Üniversitesi’nde devam etti. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirmemin ardından hiç sevemediğim branşımda çalışmak yerine küçüklüğümden beri süregelen tutkum, yazmaya ve eleştirmeye yöneldim. İkinci üniversite olarak onur belgesiyle bitirdiğim Radyo-TV Programcılığı’yla perçinlenen sinema-televizyon tutkumun yanı sıra ön plana çıkmadan sürdürdüğüm habercilik faaliyetini daha sonra Yeniçağ Gazetesi’ndeki Ekran Arısı ve Sinema köşelerimden ismen yürüttüm. Yeniçağ Gazetesi’yle yollarımızı ayırdıktan sonra halen faaliyette olan sinematur.com’u kurdum. Milliyet.com.tr-TV sayfasındaki yazı yolculuğumu Ekran Arısı başlıklı köşemden sürdürürken kısa süreli olarak Hürriyet Avustralya Gazetesi’nde de köşe yazarlığı yaptım. Ardından Medyafaresi.com sitesinde de televizyon-sinema eleştirmeni olarak köşe yazarlığım başladı. Hâlihazırda Milliyet.com ve Medyafaresi.com’daki köşelerimden eleştirilerime devam etmekteyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.