Dünyayı değiştiren ‘Elektrik Savaşları’

Dünyayı değiştiren

‘Elektrik Savaşları’

Anibal GÜLEROĞLU Yazdı

Küresel tüketimin egemen olduğu dünyamızda, ürünlerden fikirlere, her şey o denli gereğinden fazla sunuluyor ki, yenilik adına heyecan yaratacak şeylerin sayısı günden güne azalıyor. Nitekim kurgu dünyası da bu tükenmişlik halinden nasiplenmekte. Film bolluğunda kayda değer çalışmaların sayısı gerilerken öykü sıkıntısı da baş gösterir oldu şimdilerde. Bu süreçte ünlülerin hayatlarını işleyen biyografik işler veya tarihsel kesitlere dayanan içerikler kurtarıcı gibi bollaşmaya başladı. Yeniden çevirimlerle, devam filmleriyle ve uyarlamalarla bir nebze soluklanan kurgu sektörü bu alanda dikkat çekebilecek isimleri ve konuları ele alıp peş peşe yapımları seyirciyle buluşturmakta. Vizyon örneği de, teknolojinin gelişmesine icat ettiği ‘ampul’ ile ışık tutan Thomas Alva Edison, doğalgazdan büyük servet yapmanın ardından alternatif akımla elektrik devliğine soyunan George Westinghouse ve yaratıcılığı had safhada olsa dahi göçmen olduğu için hak ettiği ilgiyi bulamayan Nikola Tesla’nın birlikte ele alındığı ‘Elektrik Savaşları/The Current War’!

Dünyayı değiştiren ‘Elektrik Savaşları’nı Alfonso Gomez Rejon yönetmenliğinde beyazperdeye taşıyıp Edison’ın ‘doğru akım’ inadına karşılık, Westinghouse’un ‘alternatif akım’ını koyarak bu sektörde kimin nasıl söz sahibi olduğunun hikâyesini yansıtan film, bir yandan rakipler arasındaki yarışı sergiliyor bir yandan da işin parasal boyutuna odaklanıyor.

İCATLARDAKİ ASIL SAVAŞ…

İnsan yaşamının tarihi gelişimine bakıp da icatların değerini görmezden gelmek mümkün mü? Elbette değil. Hayatımızı kolaylaştıran, insanlığın ufkunu geliştiren ve dünyayı değiştiren ne vara bunu mucitlere ve kâşiflere borçluyuz. Geçmişe takılı kalmamanın yolu yeni icatlardan geçiyor ne de olsa.

Nasıl ki, ‘Geçmişin arabalarıyla hiçbir yere gidemezsiniz’ demiş Maksim Gorki. Gerçekten de ilerleyebilmek için geçmişten gelen olanakların üstüne yenilikler eklemek, ilerici fikirlerle hareket etmek şart. Özellikle dünyanın gelişimi noktasında yeni buluşların katkısı çok büyük. Dünyayı değiştiren buluşların içindeyse elektriğin yeri bir başka kuşkusuz.

İlk Sanayi Devrimi’ni geliştiren su ve buhar gücünün ardından elektriğin devreye sokulmasıyla başlayan İkinci Sanayi Devrimi, mekanik üretimden seri üretime geçilmesini sağlarken gelecekteki teknolojik icatların da önünü açmış. Yani genelde ‘Elektrik devrimi’ ve temelde ‘ampul’ün icadı dünyadaki ilerlemenin ivme kazanmasının en büyük desteği! 

Elektrik alanındaki çalışmalarıyla ünlü isimlerin mücadelesini harmanlayarak seyirciye sunan ‘Elektrik Savaşları/The Current War’ filmi tam da bu yenilikçi süreçten giriyor konuya. Burada öne çıkan isim de ‘Eğer ampulü icat etmeseydim hiçbir şeyi icat edemezdim’ diyen sayısız buluşun sahibi Thomas Alva Edison oluyor haliyle. 

Zira 20. yüzyılın yaşam standartlarını etkileyen ve dünyayı değiştiren Amerikalı mucit, kendinden öncekilerin çalışmalarından da faydalanarak elektrik alanında yol alırken geliştirdiği ve kullanılabilir hale getiriyor ‘akkor lamba’yı… Anlayacağınız bu sayede ampulün halk arasında yaygınlaşmasını sağlayan Edison’a insanlık gerçekten de çok şey borçlu. Ancak bu alandaki tüm onurun, patent sahibi olup ‘ampulün babası’ şeklinde anılan Edison’a ait olmadığını unutmamak lazım! 

Ampulün ilk mucidi olmakla birlikte ‘batarya-pil’ üstüne yoğunlaşan Alessandro Volta’dan, Joseph Swan’a… Farklı isimler bu alanda çalışmalarda bulunmuş. Ama kimi vazgeçmiş, kimi daha ileri gidememiş. ‘Elektrik Savaşları’nda da vurgulandığı üzere, nihayetinde ekmeği pişiren kişi Edison olmuş! Onun sayesinde şehirlerin aydınlatılmasını sağlayan ampul üretilmiş ve ekibiyle birlikte yılmadan yaptığı çalışmalar sonucu uzun süre kullanılır hale getirilmiş. Daha net ifadeyle evleri-sokakları aydınlatmada, elektriğin halkın yaşamındaki varlığında Edison’ın ampulleri söz sahibi. Zaten ‘Elektrik Savaşları/The Current War’ filminin içeriği de Edison’a ağırlık vermiş halde.

1880 yılında ateşle aydınlatılan dünyayı doğalgazıyla şekillendirerek büyük servet yapan Westinghouse’dan bahsedip California’daki Menlo Park’ta sermaye arayışına kalkışan Edison’ın ampul şovundan konuya giren ‘Elektrik Savaşları/The Current War’, ilk andan itibaren Edison’ın temposunu öne çıkartmakta. Onun ailesiyle yaptığı yolculuğu, destek arayışını ve çalışma heyecanını izlerken bir yandan da aile ortamından küçük karelerle giriyoruz özel yaşamına. Çok sevdiği karısının sesini icat ettiği makineye kaydedişi, oğluyla yakınlığı, dik başlılığı ve tek olma mücadelesi… Hepsi Tesla’yı küçük bir ücretle ekibine kattığı halde bunu bile külfet olarak gören ve Westinghouse’un yemek davetine büyük kabalıkla karşılık verip bir bakıma ‘Elektrik Savaşları’nı tetikleyen Edison’ın mucitler dünyasındaki asıl savaşıysa ‘para’ arayışında! Dolayısıyla elektrik konusuyla ilgilenen ve gelişime açık olan her sermayedarın elektrik pastasından pay almak istemesine karşın henüz yolun çok başında olunduğundan temkini de elden bırakmadıkları bir süreçte geçen içeriğin, icadın gelişiminden ziyade parasal mücadeleye odaklı yürütüldüğünü söyleyebiliriz. 

İcatlardaki asıl savaşın destekçi bulmada yaşandığını vurgulayan ‘Elektrik Savaşları’nda bundan ötesi mucitler ile yatırımcılar dünyasındaki akıl-inat-taktik üçgenindeki takışmalardan ve medya aracılığıyla geliştirilen karalama propagandasından ibaret.

Herkes tarafından tanınmakla ve türlü icat yapmış olmakla birlikte yeterli maddi gücü bulunmayan Edison’ın ayağına gelen desteği inat ve kibirle teptiğini… ‘Daha ucuza elektrik ağı kurma’ akılcılığını geliştirmek için varını yoğunu tüketme pahasına rekabete girişen Westinghouse’a karşı mücadele verirken kendisiyle çelişip ‘Elektrikli sandalyeyle idam’ olayının mucidi haline dönüştüğünü açığa çıkartan filmin ekstrasıysa… İcatlardaki parasal detayın asıl vuruculuğunu, patentlerini kaptırıp haksızlığa uğrayan Tesla’nın dehasına rağmen parasızlıkla son bulan yaşam tablosuna saklıyor olması. 

Bu süreçte, ‘göçmen’ olma dezavantajı sokuluyor devreye ve icatlarını beyninde çalışır hale getiren Nikola Tesla, para arayışında kendisini köstekleyen bu mantıkla bir anlamda Amerikan bağnazlığının kurbanı olarak da tanıtılıyor seyirciye. Nitekim buradaki ayrımcı ve küçümseyici mantığı, Edison’ı yenmek için Tesla’nın bilgisinden faydalanma akılcılığına yönelen, Westinghouse’un söyleminde de yakalamak mümkün. Keza Tesla’ya maddi destek sağlar görünüp onun icatlarını sahiplenen yatırımcı da aynı dışlayıcı fırsatçılığın yansıması.

Filmden yansıyan bir başka detay, ‘Her başarılı mucidin-erkeğin arkasında ona inanıp destekleyen bir kadın vardır’ mesajını Edison ve Westinghouse’un eşleri aracılığıyla fısıldaması. Fısıldama diyorum zira yoğun bir aile tablosundan ziyade her ikisinin de eşleri belli saptamalarla yerleştirilmiş konunun akışına. Ayrıca Edison’ın karakteri de üstünde durulması gerekenlerden. Çünkü tüm olumsuzluklarına rağmen Westinghosue ve Tesla’ya kıyasla ağır basanlarından.

Şöyle ki, çalışmalarını ölümsüz kılabilmek için kendi adını ‘marka’ya dönüştürme hassasiyetini fazlasıyla kullanan Edison, pasif-silik görünümüne rağmen varlığıyla rakiplerine galip gelmeyi biliyor. Nitekim elektriği yayma konusundaki teknik inadından dolayı seçici kurulun ‘ucuza mal etme’ kriterine hitap edemeyerek Bilim Fuarı’na katılma fırsatını kaçırdığı halde yılmayan ve film makinesine yoğunlaşan Edison’ın adına ödül verilmesi de mucidin elektrik dünyasındaki dev konumunu göstermekte. Sinemanın emelini atması az şey değil hani! Onun bu kişiliğine karşılık rakibi Westinghose’un fazlasıyla sönük kaldığı da muhakkak.

NETİCEDE; Dünyayı değiştiren ‘Elektrik Savaşları’ günümüzde yerini bilgisayar destekli teknoloji savaşlarına bırakmış olsa dahi… Benedict Cumberbatch ve Michael Shannon isimleriyle Edison-Westinghouse mücadelesini daha izlenir kılan ‘Elektrik Savaşları’, icatların parlaması için bunların sürdürülebilir olması gerektiğini ve bunun için de parasal destek kapma yarışına girişildiğini anlatan tarihsel bir ders niteliğinde. Bu bağlamda nasıl sanayi devi ve üstün devlet olunacağı da ortaya konulmakta. Ancak olayların kestirme bir akışla ele alınması tarihi kişiliklerin ve gelişimlerin gerektiği gibi analiz edilmesinin önünü tıkamış halde.

Yani bilim uğruna hayvanların kolayca gözden çıkartılması, rakibin çalışmasını karalamak adına çarpıtılmış söylemler geliştirilmesi ve illegal yollara başvurulması, Tesla’nın varlığının fazlasıyla arka planda bırakılması gibi unsurlar gerektiği şekilde değerlendirilememiş. Buna karşılık akımlar arası savaştan ‘Elektrikli sandalye’nin doğuşunu layıkıyla işleyen yapımın son noktada düşündürdüğüne gelince… Bizler 1800’lü yıllarda en sıkıntılı, en buhranlı dönemi yaşarken Amerika’da dünyayı değiştiren ve galip gelene dünyaya hükmetme gücü verecek olan ‘Elektrik Savaşları’nın hüküm sürmesi!  

Evet, geçmişin arabalarıyla hiçbir yere gidemezsiniz belki ama geçmişten gelen icatların patentlerine sahip olup bunların avantajıyla teknoloji-sanayi devrimini geliştirirseniz bir hayli yol alabilirsiniz. Bunu beceremeyenlerin payına da kelime savaşları yapıp ‘Biz niye bu haldeyiz’ diye hayıflanmak ve muhtaç olunan elin teknolojisine tonla para dökmek düşer! Haydi rast getire… 

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

*****

About Anibal Güleroğlu

İstanbul’da başlayan yaşamım, eski İstanbul'lu ailemden edindiğim kültürle, sanata yatkın bir biçimde gelişti. Müzik ve buz pateni amatörce ilgi alanlarım oldu. Birinciliklerle geçen öğretim yıllarımın üniversite ayağı, Boğaziçi’ni kazanmakla birlikte özel nedenlerden dolayı Marmara Üniversitesi’nde devam etti. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirmemin ardından hiç sevemediğim branşımda çalışmak yerine küçüklüğümden beri süregelen tutkum, yazmaya ve eleştirmeye yöneldim. İkinci üniversite olarak onur belgesiyle bitirdiğim Radyo-TV Programcılığı’yla perçinlenen sinema-televizyon tutkumun yanı sıra ön plana çıkmadan sürdürdüğüm habercilik faaliyetini daha sonra Yeniçağ Gazetesi’ndeki Ekran Arısı ve Sinema köşelerimden ismen yürüttüm. Yeniçağ Gazetesi’yle yollarımızı ayırdıktan sonra halen faaliyette olan sinematur.com’u kurdum. Milliyet.com.tr-TV sayfasındaki yazı yolculuğumu Ekran Arısı başlıklı köşemden sürdürürken kısa süreli olarak Hürriyet Avustralya Gazetesi’nde de köşe yazarlığı yaptım. Ardından Medyafaresi.com sitesinde de televizyon-sinema eleştirmeni olarak köşe yazarlığım başladı. Hâlihazırda Milliyet.com ve Medyafaresi.com’daki köşelerimden eleştirilerime devam etmekteyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.