Bu ‘Saklambaç’ın sonunda ölüm var!

Bu ‘Saklambaç’ın sonunda

ölüm var!

Anibal GÜLEROĞLU Yazdı

Oyunlar… Büyük küçük herkesin hoşlandığı oyalanma araçları. Yıllar geçtikçe oynanan oyunlar şekil değiştirse bile bir şekilde yer buluyorlar hayatımızda. Hiç kuşkusuz tümünün temelindeki amaç, kazanmak. Lakin insanların kazanmaya odaklanıp hırsla hareket ettiklerinde oyunu kaybetme ihtimallerinin kuvvetlendiği de bir gerçek. Buna rağmen ünlü Amerikalı kurgucu John Katzenbach ‘ En iyi oynadığınız oyun, oynadığınızı fark etmediğiniz oyundur’ sözünü boşa çıkartmak istercesine kimileri, beceri potansiyellerine aldırmadan, canla başla kazanmak için uğraş veriyorlar oynadıkları oyunların cümlesinde. 

Öte yandan hayatın en büyük oyun olduğu gerçeğinde, öyle oyunlar da var ki, kaybetme durumunda oynayanın felaketini getirebiliyor sonuçta. Bu noktada üstünlük taslayan insanların kendilerine sıfatlar yakıştırarak oyun kuruculuğuna soyundukları durumlar çıkıyor öne. Kuşkusuz bu tabloda kişilik ve amaç da önemli. Hani yazar-düşünür Jean Paul Sartre demiş ya, ‘İnsanlar kahramanları oynuyorlar; çünkü korkaklar. Azizleri oynuyorlar; çünkü kötü ruhlular. Suikastçıyı oynuyorlar; çünkü yanı başlarındaki komşularını öldürmek için yanıp tutuşuyorlar. İnsanlar oynuyorlar; çünkü doğuştan yalancılar’ diye… İşte o hesap!

Peki, çocukluğun masum eğlencelerinden olarak gördüğümüz ‘Saklambaç’ oyunu da böylesi kötücül bir mantığa sahip olabilir mi? Şayet korku-gerilim ve ölüm odaklı bir kurguyla karşımıza çıkartılıyorsa neden olmasın! Kaldı ki ‘Saklambaç’ oyunu, çocukluk çağının masumiyetini atlarsanız, başlı başına gizem doludur. Nitekim bundan dolayı olsa gerek, durup durup yerlisinden yabancısına farklı yapımlarla karşımıza çıkartılmakta ‘Saklambaç’ sevdası. 

Mesela 2005’te Robert De Niro’nun ve Dakota Fanning’in başrolündeki ‘Hide and Seek’ isimli gerilim filmi ‘Saklambaç’ adıyla yer bulmuştu vizyonumuzda. 2012 yapımı Amerikan korku filmi ‘Ready or Not’ da saklambaca dayalı bir örnekti. Sonra 2017’de Çin’de gösterime sokulan ilk Türk yapımı olma özelliğini taşıyan, İsmail Karakuyu imzalı ‘Saklambaç: Ölüm Oyunu’ isimli korku filmi de hafızamızda. Ayrıca İlhan Şeşen ile Kemal Uçar’ın başrollerini paylaştıkları, TRT TV Filmi 2015 yapımı ‘Saklambaç’ ayrı bir örnek konumunda. Dahası, Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri Mert Yusuf Özlük ve Engin Aluç’un çocuk gelinler konusuna değindikleri kısa filmin ismi de ‘Saklambaç’tı. Keza Netflix’te de yer bulan Asya yapımı ‘Saklambaç’ gerilimini unutmak mümkün mü? Ayrıca Sibel Can’ın ‘Saklambaç’ dizisi de var. Velhasıl kurgucuların yapımlarına ‘Saklambaç’ adını takmaları moda gibi. 

Nasıl ki şimdilerde bir başka ‘Saklambaç’ oynamakta beyazperdede… Hem de ‘Bu saklambacın sonunda ölüm var’ dedirten türden bir oyun süreci yaşatarak! Hadi buyurun…

HER OYUNA EVET DEMEMEK LAZIM

Guy Busick imzalı senaryosuyla vizyonda yerini alan ve ‘Hazır ol, ya da olma’ diyerek ilk ürküntüsünü verip oyununu başlatan ‘Saklambaç/Ready or Not’, gerilim olmak üzere yola çıkıp ilginç öyküsüyle kara komedi yaşatan bir film. 

Fırtınalı bir gecede oyunlarla dolu büyük bir evin gizemli atmosferinden açılışını yapan film, aile geleneğini yerine getirmek için oynanan ölümcül saklambaç oyunundaki şeytanlığı, kendisinden yardım isteyen kurbanı ihbar eden küçük çocuğun acımasızlığıyla vermenin ardından 30 yıl sonrasına giderek öyküsünü başlatıyor. 18 ayda evlilik kararı alıp, üç yıllık flört dönemine alışkın ailenin gelenekleriyle ters düşen Grace-Alex çiftinin düğün öncesi heyecanına kısa bir bakış atan yapım, oyun hanedanı Le Domas Ailesi’nin fertleriyle tanıştırıyor seyircisini. Her biri kendince ilginç olan aile fertleri, tavırlarıyla ‘Bu düğün asla olmamalı’ diye bağırırken çocukluğundan beri aile özlemi çeken Grace de ‘İlle aileye gireceğim’ havasında gülücükler dağıtıyor çevresine. Bilmiyor ki, bu inatçılığı sergileyerek adım adım yaklaşıyor kendini bekleyen ölümcül ‘Saklambaç’ gecesine. O, sevdiği adamla büyük aile ortamında mutlu mesut yaşama iyimserliğiyle kendisine dayatılan oyun kuralına evet derken, seyirci de bu garip düğünle dalıyor, ‘Her oyuna evet dememek lazım’ dedirten türden oynanan ‘Saklambaç’ geriliminin kara komedisine…

Mekân ve silahlar açısından seyircisini çağlar ötesine götürürken bu mistik ortamı teknolojik değişimle renklendirmekten geri durmayan ‘Saklambaç’ filmi için yapacağım ilk yorum, sıradanın ötesine geçmeyi başardığı olacaktır. Zira bizi saklanmaktan ziyade yakalanmadan süreyi doldurmaya hedefli bir ölümcül oyunla karşı karşıya bırakan içerik, basit ama ustaca kotarılmış. Atalarının verdiği söz yüzünden bulaştıkları ölümcül oyunu el mahkûm oynamak durumundaki ailenin bireyleri de bu ustalık doğrultusunda katkıda bulunuyorlar içeriğe. Karakterlerini, abartıya kaçmayan ama paylarına düşen kara mizahı başarıyla yansıtacak biçimde yaratan yapımda sahnelerin akışı da gayet başarılı. Dolayısıyla sıkmadan ilerleyen bir kurguya sahip olduğunu söyleyebiliriz. Samara Weaving’in performansıyla ilgi çıtasını yükselten filmde aklımı kurcalayan tek nokta, keçi çukuru! Pek çok oyun yaratıcılığına sahip aile cesetleri yok etmek için bundan daha iyi bir yol bulamamış mı yıllar boyu? Olayın gerilimini artırmak için yaratıldığı belli olan bu formülün gerilimden ziyade mizah türettiği bir gerçek oysa. Gerçi filmin genelinin hedefi de bu ya… Neyse, takılmayalım en iyisi. 

Gelelim adına ‘Saklambaç’ denen bu kara mizahtan ne mesajlar çıkartabileceğimize… Bu noktada ‘Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendime bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol vermişler ki, okudum okudum anlamadım’ diyen Friedrich Nietzsche gibi yaptığı evlilikle başına nasıl bir iş açtığını anlamayan Grace’in hali bizim için başlı başına bir mesaj! Şöyle ki, düğün öncesi kendisine verilen çıkış hakkını tepen Grace’in bu hatası, ‘Bir konuda ısrar ediliyorsa ve ortada kuşku uyandırıcı durumlar varsa hiç düşünmeden çıkış hakkını kullanmak lazım’ demekte bize.

Bunun bir adım ötesinde, kadınların gördükleri kadarıyla tanıyıp sevdikleri erkeklere ‘evlilik’ konusunda ısrar etmelerinin ölümcül yanlışlığına dair mesajı da alabiliriz. Nitekim düğünden sonra aileye girmenin şartının, mazisi şeytani güçlere dayalı ölümcül bir oyunu oynamak olduğunu Grace’ten saklayan Alex de, başı sıkışınca ‘Evlenmeyi sen istedin’ diyerek yaşananların sorumluluğundan sıyrılıveriyor. İlaveten erkeklerin masum yüzüne kanmamak gerektiğini de Alex’in bencil korkaklığıyla yansıtan öyküden erkek sevgisine güvenmemek gerektiği mesajı çıkmakta. Yani zengin erkeklerin duygulu kadınlara iyi gelmediği ortada.

Filmden çıkartılacak bir diğer mesaj, zenginlerin dünyasında bencilliğin hüküm sürdüğü gerçeği! Büyük para imparatorluklarının başkalarının hayatı üstünden yükseldiğini de hatırlatan yapım, zenginlerin kendi canlarını ve mallarını korumak için önlerine çıkan herkesi ezebileceklerini Le Domas Ailesi aracılığıyla yansıtıyor bize. Öyle ki, zengin çocukları bile tehlikeli. Varın siz düşünün gerisini.

Ölümcül oyunların özellikle zenginler tarafından oynandığını farklı bir öyküyle anlatan yapımda, şeytani güçlere tapınma gibi olaylar da bu kitleye mal edilmekte. Yanlış da değil hani! Söz şeytani güçlerden açılmışken, şeytanın iyileri kendisine kurban seçtiğini de bu filmde görebiliyoruz. Bu çıkarımı da, aileye giren yabancılar arasından sadece sevgi dolu iyilerin ölümcül ‘Saklambaç’ kartını çekmelerine; para peşinde olan çıkarcıların payınaysa zararsız oyunların düşmesine bakarak kolayca yapıyoruz zaten.

Ayrıca zenginlerin dünyasında vahşiliğin sınırsızlığını yansıtan ‘Saklambaç’ oyununda, uzaktan kumandayla çalışması engellenebilen bilgisayarlı araçların ve yol yardımlarının fayda yerine zarar getirebileceği gerçeği de mevcut… Ki, bana göre dikkate alınması gereken bir mesaj! Anlayacağınız ‘Saklambaç’ın içeriği zengin dünyasındaki kötücüllüğü hedefleyen nitelikte.

SON SÖZ; Oyun deyip geçmemek lazım. Hele de gece yarısı oynanması gereken bir oyunsa… Saklı kalıp sessiz olmayı gerektiriyorsa… Ve bu oyun, zengin-güçlü kişiler tarafından dayatılıyorsa… Durup düşüneceksin, başıma ne çorap örülecek diye. Korkacaksın, çıkış hakkını kullanacaksın ve her oyuna evet demeyeceksin. 

İşte farklı bir aile ve oyun deneyimi sergilerken gerçek hayattaki güçlülerin oyunbazlığına da işaret çakan, bol ölümlü 96 dakikalık ‘Saklambaç’ın özü bu! Finaliyse muhteşem özgünlükte. Seyircisine hoş dakikalar geçirtme potansiyeli de ekstrası.

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

*****

About Anibal Güleroğlu

İstanbul’da başlayan yaşamım, eski İstanbul'lu ailemden edindiğim kültürle, sanata yatkın bir biçimde gelişti. Müzik ve buz pateni amatörce ilgi alanlarım oldu. Birinciliklerle geçen öğretim yıllarımın üniversite ayağı, Boğaziçi’ni kazanmakla birlikte özel nedenlerden dolayı Marmara Üniversitesi’nde devam etti. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirmemin ardından hiç sevemediğim branşımda çalışmak yerine küçüklüğümden beri süregelen tutkum, yazmaya ve eleştirmeye yöneldim. İkinci üniversite olarak onur belgesiyle bitirdiğim Radyo-TV Programcılığı’yla perçinlenen sinema-televizyon tutkumun yanı sıra ön plana çıkmadan sürdürdüğüm habercilik faaliyetini daha sonra Yeniçağ Gazetesi’ndeki Ekran Arısı ve Sinema köşelerimden ismen yürüttüm. Yeniçağ Gazetesi’yle yollarımızı ayırdıktan sonra halen faaliyette olan sinematur.com’u kurdum. Milliyet.com.tr-TV sayfasındaki yazı yolculuğumu Ekran Arısı başlıklı köşemden sürdürürken kısa süreli olarak Hürriyet Avustralya Gazetesi’nde de köşe yazarlığı yaptım. Ardından Medyafaresi.com sitesinde de televizyon-sinema eleştirmeni olarak köşe yazarlığım başladı. Hâlihazırda Milliyet.com ve Medyafaresi.com’daki köşelerimden eleştirilerime devam etmekteyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.